06 MART 2010 / BASIN AÇIKLAMASI
| Saat |
: 12.30 |
| Yer |
: İMO Antalya Şube Toplantı Salonu |
| Konu |
: 1-7 Mart Deprem Haftası |

İnsanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal yaşamla birlikte insan etkinliğini durduran veya kesintiye uğratan, toplumları etkileyen doğal, teknolojik veya insan yapısı kökenli olaylara “afet” diyoruz. Teknolojik veya doğa kökenli bir olayın afet sonucunu doğurması için, insan faaliyetini önemli ölçüde etkilemesi gerekir. Kısaca afet; bir olayın kendisi değil, doğurduğu sonuçlar olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye’de yürürlükte bulunan “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkındaki Yönetmelik”e göre topraklarımızın %66’sı, nüfusumuzun %71’i, toplam belediyelerin %68’i (1900 adedi) 1. ve 2. derece deprem bölgeleri içinde yer almaktadır. 3. ve 4. derece deprem bölgelerini de dikkate aldığımızda topraklarımızın yaklaşık %92’si deprem tehlikesi altında bulunmaktadır. Bu nedenle, can ve mal kayıplarının fazlalığı bakımından deprem, doğal afetler içinde önemli bir yere sahiptir.
Türkiye’de 1900’lü yıllardan bugüne kadar hasar yapıcı nitelikte 150’den fazla deprem olmuş, çeşitli zamanlarda su baskınları, çığ düşmesi ve heyelanlar nedeniyle binlerce insanımız kaybedilmiş, önemli ölçüde mal kayıpları da ortaya çıkmıştır. Bu depremlerde 100 bin mertebesinde insanımız hayatını kaybetmiştir. 600 bin kadar yapımızın yıkıldığı veya ağır ölçüde hasar gördüğü de bilinmektedir. Ortalama 7 ayda bir hasar yapan depremlerin olduğunu, her yıl 6000 yapımızın yıkıldığı, 1000 yurttaşımızın da canından olduğunu söylemek mümkündür.
Türkiye’de mevcut yapı stokunun durumu, can ve mal güvenliği açısından büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Yakın geçmişte yaşamış olduğumuz depremler ve zaman zaman karşılaştığımız diğer doğal olayların acı sonuçları bu savımızın temel gerekçesini oluşturmaktadır.
Deprem riskinin azaltılması konusunda, hangi kentte olursa olsun ilk önce mevcut tehlike ve risklerin belirlenmesi, daha sonra azaltılması, kısaca deprem güvenliği olan yapılaşmanın sağlanması gerekmektedir. Sağlıklı bir yapı üretim düzeninin kurulması ve bu üretimin gerçekleştirilmesinde temel yaklaşım bu olmak durumundadır.
İkinci yöntem, mevcut riskin azaltılması, yani varolan yapı stokunun yenilenmesi veya güçlendirilmesidir.
Üçüncü yöntem ise sigortalama yoluyla mali riskin transfer edilmesidir.
Bu yöntemler çerçevesinde yapılması gerekenler şunlardır;
1-İmar ve Yapı Denetimi sisteminin risk yönetimini kapsayacak biçimde yenilenmesi, zarar azaltma kapsamında gerekli kurumsal yapılanma, mevzuat düzenlemeleri, toplumun afet tehlikesi ve riski konusunda bilinçlendirilmesi ve bu konularda Kamu Kurum ve kuruluşları ile çeşitli meslek gruplarının etkin bir işbirliği gerekmektedir.
2-Modern bir afet yönetimi sistemi kapsamında, ulusal ve metropolitan ölçekten, yapı ölçeğine kadar planlama gereklidir.
3-Yasal düzenlemelerin bir bütün içinde ele alınması gerekir. Bu kapsamda, İmar Kanunu, Yapı Denetim Kanunu, Yapı Kanunu, Kentsel Dönüşüm Kanunu, Mühendislik Mimarlık Hakkında Kanun ve mesleki sorumluluk sigortası ile ilgili kanunlar bir bütün olarak düşünülmeli, parçacıl bir anlayıştan vazgeçilmelidir.
4-Deprem güvenliği olmayan okulların, hastanelerin, diğer kamu binalarının, insanların toplu olarak çalıştıkları işyerlerinin, endüstri tesislerimizin, konutların ve benzeri yapıların; güçlendirilmeleri veya yıkılıp yeniden yapılmaları gerekmektedir.
5-Kentsel Dönüşüm uygulamaları bir imar hakkı artırımı olarak görülmemeli; bu uygulamaların ortaya çıkardığı yeni kazanımların kamuya geri dönüşümü sağlanmalıdır.
6-Kentlerimizi yönetenler, kaynak konusunu, yenileme ve dönüşümle ilgili araçları, yöntem ve stratejileri iyi belirlemeli, bütünlüklü bir planlama yerine, projeler üzerinden yürütülen çalışmalardan kesinlikle vazgeçilmelidir.
7-İlgili Meslek Odalarının deprem öncesi ve sonrasında yapılacak çalışmalara kurumsal düzeyde katılımı ve yönetim mekanizmalarında yer almaları sağlanmalıdır.
8-Deprem sonrası yürütülecek hasar tespit çalışmalarında yararlanılacak mühendislerin ilgili meslek odaları tarafından sertifikalandırılmaları ve yetkilendirilmeleri sağlanmalıdır.
9-Ülkemizde 70’e yakın inşaat mühendisliği diploması veren eğitim programı bulunmaktadır. Bu okullarda farklı seviyelerde eğitim verilmekte, alınan diplomalarla aynı seviyede hizmet üretilerek yetki kullanılabilmektedir. Can ve mal güvenliğini esas alan İnşaat Mühendisliği’ne ilişkin okulların eğitim ve öğretim düzeyleri mutlaka yeterli olmalıdır. İnşaat mühendisliği alanında mutlaka bir ihtiyaç planlamasının yapılması, talepten fazla inşaat mühendisinin yetiştirilmesi yerine, nitelik artırımına yönelik bir programın dikkate alınması gerekmektedir.
10- Deprem güvenliği olan yapıların üretebilmesi için; inşaatın yapılacağı yerin doğru seçilmesinden başlayarak; doğru bir proje tasarımı, doğru bir uygulama, doğru ve standartlara uygun malzeme seçimi ve uygulanması gerekir. Ayrıca, yetişmiş teknik işgücünün yapı üretiminde yer alması sağlanmalıdır.
11-Güvenli ve yaşanabilir kentlerin ortaya çıkması, kaçak yapılaşma ve imar aflarının ortadan kaldırılmasıyla da yakından ilgili bir konudur. Bu kapsamda ruhsatlı ve iskanlı konut sunumunun yetersiz olması, bu eksikliğin ve talebin ruhsatsız ve iskansız konut sunumuyla karşılanmış olması ülkemizin temel bir gerçeği olarak karşımızda durmaktadır.
Yapı denetim uygulamasının geçtiğimiz dokuz yıl içinde yürürlükte olduğu sınırlı alanda dahi olsa, yapı güvenliği sorununda olumlu bir gelişmeyi sağladığı söylenebilir. Ancak yasal, yönetsel ve uygulamaya dönük olarak köklü değişiklere ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu kapsamda;
1-Yasanın 19 ille sınırlı olarak uygulanması, topraklarının büyük bölümü deprem kuşağında bulunan bir ülke için kabul edilemez bir durumdur. “Pilot uygulama” adı altında iki farklı sistem uygulanmaktadır. Depremselliği aynı, yaşam koşulları aynı, sorunları aynı olan coğrafyada, iki farklı sistemin varlığı, anlaşılması ve anlatılması imkânsız olan, dünyadaki tek örnektir. Yapı denetim uygulaması bütün ülkeye yaygınlaştırılmalıdır.
2-Bütün kamu yapıları yasa kapsamına alınmalıdır.
3-Müteahhit tanımı ve sorumlulukları üzerindeki belirsizlik varlığını korumaktadır. Yapı üretimi düzeninin asli öğelerinden olan müteahhitlik kurumu meslekten olmayanlara kapatılmalıdır. Deprem güvenliği olan yapı üretiminin olmazlarından biri de, inşaat yapım sürecinde bulunan ve çalışan(usta, müteahhit vs.) herkesin eğitimli olmaları zorunluluğudur. Bu kapsamda sadece Ticaret Odasına kayıtlı olmak, müteahhitlik hizmeti yapmanın koşulu olmamalı, müteahhitliğin tanımı yapılmalı, üretim sürecinde bulunanların sertifikalı olmaları sağlanmalı, sürekli meslek içi eğitim ve seminerlerine katılmaları zorunlu bir hale getirilmelidir.
4-Gerek yapılar için, gerekse yapı üretim sürecinde bulunan ve sorumluluk üstlenenler için, “Mali Sorumluluk Sigortası” ve “Mesleki Sorumluluk Sigortası” mevcut değildir. Bu durum tüketici ile teknik elemanları güvence dışı bırakmaktadır. Yapı denetim uygulamasını sağlam bir zemine oturtacak yapı sigortası ve mesleki sorumluluk sigortası sistemine geçilmelidir.
5-İlgili yasaya göre yapı denetim kuruluşlarının yapı sahipleri tarafından belirlenmesi gerekirken, uygulamada yapı denetim kuruluşları müteahhitler ile yüz yüze gelmekte, bu durum haksiz rekabet koşullarına neden olmakta, ilgili yasa ve yönetmelikler daha isin başında devre dışı kalmaktadır.
6-4708 Sayılı Yapı Denetimi Yasası’nın omurgasını oluşturan “Denetçi Mühendis ve Mimar” kavramı, Yetkin mühendislik kavramı ile örtüştürülmelidir.
Depremlerin afete dönüşmemesi için; bilime, bilim insanlarına ve sivil toplum kuruluşlarına kulak vermek, önem vermek, eğitim, planlama ve denetim çalışmalarında görev almalarını sağlamak, disiplinler arası birliktelikte toplumsal bilinçlendirme kampanyaları ve etkinlikleri başlatmak gerekli ve zorunludur.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi olarak, konu ile ilgili yapılacak çalışmaların tümüne, bilimin ışığı, mühendislik, bilgi, kural ve ahlakı ile katkı vermeye devam edeceğimizi yeniden hatırlatırız.
Ülkemizde doğal olarak yine yaşanacak olan depremlerde, can ve mal kaybetmeden yaşamanın yolunun, eğitimli ve bilimsel esasları benimseyen, denetim ve kontrol yapabilen bir toplumsal yapıdan geçtiğini artık herkesin anlamış olmasını umuyoruz.
TMMOB
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANTALYA ŞUBESİ
12. DÖNEM YÖNETİM KURULU
Cem OĞUZ-Rıza ARSLANBAY-Onur GÜNAYDIN-Özgür ATA-Haluk SELÇUK-Fatih İNCİR-Durmuş NAR
Hakan ŞAKLAR-Osman TABAK-Gözde ŞANLILAR-Tuğba BİLDİRİCİ-Adil ÖZEN-Birkan ÇAKIR-M.Çağlar EKİNCİ
|